Ad Kavmı Ne Demek

1-) ÂD KAVMİ

Kur'an'da adı geçen eski bir Arap kavmi.

Hz. Âdem* (a.s.) ile başlayan tevhid
mücadelesinin mahiyeti, Kur'an-ı Kerim'de kıssalar yoluyla
insanlara tebliğ edilmiştir. Esasen kıssaların
nakledilmesinin sebeblerinden birisi de onlardan ibret
alınmasıdır. Meydana gelen olayların sebeblerini iyi
tesbit etmek ve aynı hataları tekrarlamamak esastır.
Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "Andolsun onların
kıssalarını açıklamada selim akıl sahipleri için
birer ibret vardır. Bu (Kur'an) uydurulacak bir söz değildir.
Ancak kendinden evvel indirilen kitap'ların tasdiki, (Dine ait) her
şeyin tafsilidir" (Yusuf, 12/111) hükmü beyan buyurulmuştur.
Dikkat edilirse selim akıl sahiplerinin ibret alması ön
plandadır.

Âd kavminin yaşadığı beldenin ismi
Ahkaf'tır. Müfessirler Yemen ile Umman arasındaki geniş
bir beldenin, bu isimle anıldığını kaydederler.

Kur'an-ı Kerim'de: "Âd (kavmi)ne gelince:
Onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve "Kuvvetçe
bizden daha güçlü kimmiş!.." dediler. Onlar kendilerini
yaratan Allah'ı -ki o, bunlardan pek kuvvetlidir- hiç düşünmediler
mi? Onlar bizim mu'cizelerimizi bilerek inkar ediyorlardı". (el-Fussilet,
41/15) hükmü beyan buyurulmuştur. Fiziki yapıları
hakkında değişik rivayetler vardır. Fakat gerek boy,
gerek fiziki güç olarak, gayet kuvvetli oldukları bilinmektedir.
Hz. Âdem (a.s.)'in boyunun altmış zira (arşın)
olduğu, Buhari'de kaydedilen haberlerle sabittir. Kendisinden sonra
gelen nesillerin giderek kısaldığını iddia
edenler, Âd kavminin boyunun altmış ziradan
aşağı olduğunu ifade etmişlerdir. Bazı müfessirler
ise, Âd kavminin, boy itibariyle Hz. Âdem'den de büyük olduğu
üzerinde durmuşlardır (Kurtubi, XX, 48; Buhari, Enbiya, I;
İbn Hanbel, II, 3 1 5-325).

Hz. Hud döneminde Âd kavminin lideri Şeddad'tır.
Temel hedefi, yeryüzündeki bütün insanları kendisine boyun
eğdirmektir. Heykeller çevresinde geliştirdiği siyasi
yorumlarla, zorbalığı ve kan dökmeyi meşru gösterme
gayretinde olmuştur. (eş-Şuara, 26/130; Hud, 11/59). Bu
lider Hz. Hud (a.s.)'un tebliğine muhatap olmuştur. Fakat gerek
kendisi, gerek kavmi, vahye karşı, heykellerine (putlarına)
ön planda yer veren mevcut siyasi yapıyı savunmuştur.
Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "İşte Âd kavmi!.. Onlar
Allah'ın ayetlerini bilerek inkar ettiler. Peygamberlerine isyan
ettiler. Böylece başları (liderleri) olan her zorbanın
emrine uyup gittiler. Onlar bu dünyada da, kıyamet gününde de
lanet cezasına tabi tutuldular" (Hud, 11/59-60) hükmü beyan
buyurulmuştur.

İnsanlara kuvvetle ve silahla galip gelen
zorbalara boyun eğmek bir zillettir. Nitekim Âd kavmi heykel'lere
izafe edilen siyasi teorilere ve zorbalara boyun eğdiği için,
lanetlenmiştir. Esasen İslam'ın dışındaki
bütün sistemler temelde zulme* ve zorbalığa dayanırlar.

Âd kavmi, gerek siyasi, gerek ekonomik açıdan
büyük bir güçtü!.. "Bağ-ı İrem" diye
anılan; muhteşem sarayların süslediği büyük bir
şehir, dillere destan olmuştu!.. Kur'an-ı Kerim'de: "Ey
Muhammed, Rabbinin, ülkelerde benzeri yaratılmayan, sütunlara (büyük
saraylara) sahip İrem şehrinde yaşayan Âd kavmine ne yaptığını
görmedin mi?" (el-Fecr, 89/6-8) denilmek suretiyle, bu mahiyet
meydana konulmuştur. Fakat heykellere (putlara) tapan Âd kavmi,
zorbalıkta ve zulümde de şöhret sahibiydi!.. Yeryüzünde
kendilerinden daha güçlü hiçbir şeyin
bulunmadığına inanmışlardı. Kendi içlerinden
Hz. Hud* (a.s.)'a peygamberlik görevi verildiğinde, büyük bir
mücadele başladı. Akılları ve bilimsel teorileri,
zorbaların safında yer almak gerektiğini esas alıyordu.
Şimdi bu mücadeleyi Kur'an-ı Kerim'i esas alarak özetleyelim:
"Hani kardeşleri Hud onlara: "Allah'dan korkmaz mısınız?"
demişti. "Şüphesiz ben size gönderilmiş, emin bir
peygamberim. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat* edin. Sizden buna
karşılık hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım
alemlerin Rabbinden başkasına aid değildir. Siz her yüksek
yerde bir alamet (saray, kule) bina edip, eğlenir misiniz? Tutup
yakaladığınız vakit,zorbalar gibi yakalar
mısınız? Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Size bilip durduğunuz şeylerden (nimetlerde) yardım eden,
size davarlar, oğullar, bağlar, ırmaklar ihsan eden
Allah'tan sakının. Ben cidden üstünüze gelecek büyük bir
günün azabından korkuyorum." (eş-Şuara,
26/124-135)

Bu tebliğ karşısında Âd kavminin
ileri gelenleri, ulusal çıkarlarını bahane ederek, iftira
kampanyasını başlatırlar.

"(Âd) kavminin ileri gelenlerinden kafir bir
cemaat de: "Biz seni muhakkak bir beyinsizlik içinde görüyoruz.
Seni muhakkak yalancılardan sayıyoruz" dedi. (Bunun
üzerine Hud) "Ey kavmim" dedi. Bende hiç beyinsizlik yoktur.
Fakat ben alemlerin Rabbi tarafından (gönderilmiş) bir
peygamberim. Size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum. Ben sizin
emin bir hayırhahınızım. Size o korkunç akıbeti
haber vermek için içinizden bir kimse (vasıtasıyla)
Rabbinizden size bir ihtar gelmesi tuhafınıza mı gitti? Düşünün
ki o, sizi Nuh kavminden sonra hükümdarlar yaptı, size
yaratılışta onlardan ziyade boy-pos (ve kuvvet) verdi. O
halde Allah'ın nimetlerini unutmayıp hatırlayın ki
kurtuluşa eresiniz." (el-A'raf, 7/66-69).

Şeddad'ın çevresinde yer alan politik
güçler, Hud (a.s.)'un tebliğine engel olabilmek için, değişik
yöntemlere başvuruyorlardı:

"Dediler ki: "Sen bize yalnız Allah'a
kulluk* etmemiz, atalarımızın ibadet etmekte olduklarını
bırakmamız için mi geldin? O halde sıddıklardan (doğru
sözlülerden) isen bizi tehdit etmekte olduğun şeyi (azabı)
getir bize!.." (el-A'raf, 7/70).

" Bize, bizi ilahlarımızdan (heykellerimizden,
putlarımızdan) alıkoymak için mi geldin? Doğru sözlülerden
isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir."
(el-Ahkaf, 46/22).

"Dediler ki: "Ey Hud!.. Sen bize açık
bir mucize* getirmedin. Biz de senin sözünle tanrılarımızı
(heykellerimizi, putlarımızı) bırakmayız. Senin söylediklerine
inanıcılar da değiliz. Biz: "Tanrılarımızdan
bazıları seni fena çarpmış " (demekten)
başka bir şey söylemeyiz." (Hud, 11/53-54).

Hud (a.s.)'un tebliği* karşısında
iyiden iyiye hırçınlaşan Âd kavmi, heykellerinin
kendilerini koruyacaklarından oldukça emin görünüyordu.
Hakimiyetin kayıtsız-şartsız kendilerine ait
olduğu iddiasına iman etmişlerdi. Bu hakimiyetlerini,
heykellerinin ifade ettiği ideolojileri sayesinde sürdürdüklerini
kabul ediyorlardı. Sürekli olarak;

"Biz aza...ba uğratılacak da
değiliz" (eş-Şuara, 26/138) diyerek kendi kendilerini
ikna etme yoluna gidiyorlardı. Hud (a.s.)'un tebliğini kabul
eden müminlere, işkence etmekten asla çekinmeyen ve zindanlarda
çürütmeyi hedef alan Âd kavmi alay ederek: "Haydi tehdit ettiğin
azabı getir" sloganına sarılmıştı!..
Kısa bir süre sonra azabın belirtileri görüldü. Akarsular
kurumaya, yeşillikler sararmaya başladı. Ünlü İrem
bağları birer birer yok oluyordu. Kuraklık etrafı
kasıp kavuruyordu. O yiğit yapılı, güçlü kuvvetli
insanlar bir yudum suya, bir dilim ekmeğe muhtaç hale gelmişlerdi.
Bu noktada Hud (a.s.) yeniden tebliği denedi ve;

"Eğer şimdi yüz çevirirseniz (ne
diyeyim). Ben size ne ile gönderilmişsem, işte onu tebliğ
ettim. Rabbim sizin yerinize diğer bir kavmi getirir de, ona (Allahü
Teala 'ya) hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Şüphesiz ki
benim Rabbim her şeyi koruyandır" (Hud, 11/57) dedi.

Âd kavminin Şeddad ve çevresinin geliştirdiği
ideolojiyle beyni yıkanmıştı!.. Heykellerinin izinden
ayrılmıyorlardı. Belirli bir süre sonra her zaman yağmur
getiren bulutların geldiği yönde bir bulut gördüler,
sevindiler. Çünkü kuraklığı "tabiat
kanunlarıyla" açıklama adetleri vardı. Bunun "Allahü
Teala (c.c.)'nın bir ihtarı" olduğunu kabule
yanaşmıyorlardı. Şimdi hadisenin cereyan ediş
şeklini Kur'an-ı Kerim'den öğrenelim:

"Artık onu (azabı) vadilerine doğru
gelen bir bulut halinde görmüşlerdi. Dediler ki: "Bu bize
yağmur verici bir buluttur." (Hud) "Hayır" (dedi)
bu çarçabucak gelmesini talep ettiğiniz (bu hususa beni
sıkıştırdığınız) şeydir. Bir
rüzgardır ki, onda elem verici bir azab vardır. O (Rüzgar)
Rabbimin emriyle her şeyi helak edecektir." (el-Ahkaf,
46/24-28).

İnkarcı Nuh kavmi tufan sonucu helak
edilmişti!.. Âd kavmi ise, korkunç bir rüzgarla, şirk'in ve
zulmün cezasını bu dünyada gördü:

"Âd kavmi (Peygamberleri Hud'u) yalanladı.
İşte benim azabım (ve bundan evvel) tehditlerim nice
imiş (düşünün). Çünkü biz (haklarında) uğursuz
ve (uğursuzluğu) sürekli bir günde onların üstüne çok
gürültülü bir fırtına gönderdik. (Öyle bir fırtına)
ki, insanları, sanki onlar köklerinden sökülmüş hurma kütükleri
imiş gibi ta temelinden kopar(ıp, helake) uğratıyordu"
(el-Kamer, 54/18-20).

Bu azab sırasında Hz. Hud (a.s.) ve
beraberinde bulunan müminlerin durumu ne olmuştu? Bunu da
Kur'an-ı Kerim'den öğreniyoruz:

"Hud'u ve beraberindeki iman edenleri
rahmetimizle kurtardık. " (el-Âraf, 7/22).

Âd kavminin durumu, bütün insanlara büyük bir
ibrettir. Politik ve ekonomik güçlerine güvenerek şirki ve zulmü
yaymak için gayret sarfeden, bütün müstekbir'lerin zaferleri
geçicidir!.. Elbette azabın en şiddetlisine şahid
olacaklardır. Kısacık dünya hayatı için zorbalara
boyun eğen ve şirkin hakimiyetine razı olanlar Âd
kavmini asla unutmamalıdırlar.

Yusuf KERİMOĞLU


Sizde içinde "Ad Kavmı" geçen bir cümle paylaşın !


Son Aranan Kelimeler