Cizye Ne Demek

1-) Alm. Kopfsteuer (f), hist, Fr. Copitation, cote personnelle (f), İng. Poll tax. İslam devleti idaresi ve himayesinde yaşayan gayri müslim (Müslüman olmayan) vatandaşlardan şahıs başına alınan vergi. Lugat manası “ceza”, yani “karşılık” demektir. Gayri müslimlerden ölümden kurtulma, canlarını, mallarını ve her türlü haklarını koruma karşılığında alınırdı. Bunlardan başka gayri müslimleri öldürmeyip cizye almakla, Müslümanlar arasında kalarak, İslamın güzelliğini, hak din olduğunu görerek İslam dinine girmeleri için onlara mühlet verilmiş, fırsat tanınmış olurdu. Bu bakımdan cizye aynı zamanda güzel bir İslama davet metodudur.

Cizye harp veya sulh yoluyla alınırdı. Devlet harp yapılmasına karar verdikten sonra, muhasara edilen (kuşatılan) şehir halkı, İslam ordusu kumandanı tarafından önce İslama davet olunur, kabul ederlerse, Müslümanların kardeşi olurlar. Kabul etmezlerse, cizye denilen vergiyi verip, zımmi (gayri müslim vatandaş) olmaları istenirdi. Bu teklifi kabul ederlerse, mükellef (akıllı ve büluğa yani ergenlik yaşına gelmiş olan) fakirlerinden her sene on iki dirhem gümüş alınırdı. Kolaylık olması için bu mikdar aylara taksim edilir, her ayın sonunda bir dirhem gümüş tahsil edilirdi. Bu, yarım gram altın değerindedir. Orta hallilerden iki dirhem, zenginlerinden ise dört dirhem alınırdı. Çalışmayandan, senenin yarısından fazla hasta olandan bir şey alınmazdı. Senede on bin dirhem gümüşten fazla geliri olana zengin, iki yüz dirhemden fazla kazanan orta halli sayılırdı. Çocuklardan, kadınlardan, çok ihtiyarlardan, yolculardan ve din adamlarından ve Müslüman olanlarından cizye alınmazdı.

İslam devletlerinin hakim olduğu topraklarda yaşayıp, adaletine sığınan ve cizye veren gayri müslimlerden şu şartlara uymaları istenirdi:

1) Kur’an-ı kerime dil uzatmamaları, 2) Resulullah efendimizi yalanlamamaları, 3) İslamiyeti kötülememeleri ve ona dil uzatmamaları, 4) Müslüman kadınlarla zina etmemeleri ve evlenme teşebbüsünde bulunmamaları, 5) Müslümanları dinlerinden döndürmeye çalışmamaları, onların mallarına, canlarına tecavüz etmemeleri, 6) Düşmana yardım yapmamaları ve onların zenginleriyle dostluk kurmamaları.

Cizye akdinde (sözleşmesinde) bunlar şart koşulmasa da zımmiler bu şartlara uymak mecburiyetindeydiler. Ayrıca şart koşulursa, uymadıkları takdirde antlaşmayı da bozmuş olurlardı.

Cizye veren gayri müslimler, ticaretlerinde, ibadetlerinde serbest olurlar, mallarının, canlarının ve ırzlarının korunması devletin garantisi altına alınırdı. Cizye vermeyi kabul etmekle, İslam devletinin vatandaşı olup, İslamın adaleti altında Müslümanlar gibi huzur içinde yaşarlar, tam bir din ve vicdan hürriyetine sahip olurlardı.

İslam devletinde cizye, sosyal bir kurumdur. Cizye alınanlara yapılan hizmetler karşılığında bir çok gayri müslim, Müslüman olmakla şereflenmiştir. İslamın adaleti ve güzel ahlakı sayesinde, milyonlarca insan seve seve Müslüman olmuştur. Nitekim hazret-i Ömer zamanında, Rum Kayseri Herakliyüs’ün büyük ordularını mağlub eden İslam askerlerinin başkumandanı Ebu Ubeyde bin Cerrah, zafer kazandığı her şehirde adamlarını dolaştırarak, Rumlara Halife Ömer’in emirlerini bildirdi. Humus şehrini alınca da; “Ey Rumlar, Allah’ın yardımı ile ve Halifemiz Ömer’in emrine uyarak bu şehri de aldık. Hepiniz ticaretinizde, işinizde, ibadetlerinizde serbestsiniz. Malınıza, canınıza, ırzınıza kimse dokunmayacaktır. İslamiyetin adaleti aynen size de tatbik edilecek, her hakkınız gözetilecektir. Dışarıdan gelen düşmana karşı Müslümanları koruduğumuz gibi sizi de koruyacağız. Bu hizmetimize karşılık olmak üzere Müslümanlardan hayvan zekatı ve öşür aldığımız gibi, sizden de senede bir kere cizye vermenizi istiyoruz. Size hizmet etmemizi ve sizden cizye almayı Allahü teala emretmektedir.” dedi.

Humus Rumları, cizyelerini seve seve getirip beytülmal emini Habib bin Müslim’e teslim ettiler. Herakliyüs’ün bütün memleketinden asker toplayarak, Antakya’ya hücuma hazırlandığını haber alınca, Humus şehrindeki askerin de Yermük’teki kuvvetlere katılmasına karar verildi. Ebu Ubeyde, şehirde memurları vasıtasıyla ilan ederek; “Ey Hıristiyanlar! Size hizmet etmeyi, sizi korumayı söz vermiştim. Buna karşılık sizden cizye almıştım. Şimdi ise halifeden aldığım emir üzerine Herakliyüs’le harb edecek kardeşlerime yardıma gidiyorum, size verdiğim sözde duramayacağım. Bunun için hepiniz beytülmala gelip, cizyelerinizi geri alınız, isimleriniz ve verdikleriniz defterimizde yazılıdır.” dedi. Suriye şehirlerinin çoğunda da böyle oldu. Hıristiyanlar, Müslümanların bu adaletini, bu şefkatini görünce, senelerden beri Rum imparatorlarından çektikleri zulümlerden kurtuldukları için bayram yaptılar. Sevinçlerinden ağladılar. Çoğu seve seve Müslüman oldu.

Peygamber efendimiz, Dört Halife, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar ve diğer İslam devletlerinde bu emre uyularak, cizye toplanması aksamadan yerine getirilmişti. Osmanlılarda cizye, doğrudan beytülmala (devlet hazinesine) toplanmamıştır. Toplama işi, timar ve zeamet sahiplerine bırakılmıştır.

Osmanlılarda 1856 tarihinde Tanzimat ile cizye kalktı ve son zamanlarında, cizye yerine, askerlikten muafiyet vergisi kondu. İkinci Meşrutiyetten sonra, Hıristiyan ve Yahudiler de askere alındıklarından, cizye uygulaması tamamen kaldırıldı.


2-)

İslam devleti bünyesinde yaşayan gayr-i müslim vatandaşların mükellef olan erkeklerinden can ve mallarını koruma bedeli olarak yılda bir defa alınan vergi. Buna cizye denilmesinin sebebi, zimmi denilen cizye yükümlüsünü ölümden koruduğu içindir. Bir islam beldesinde yaşayan gayr-i müslim, İslam'a girerse cizyeden kurtulur. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

"Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram kıldığı şeyleri haram tanımayan, hak dinini din olarak kabul etmeyen kimselere, zelil ve hakir olarak kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşınız. " (et-Tevbe, 9/29).

Cizye, borcunu ödedi demek olan "ceza deynuhu" fiilinden bir çeşit borç ödeyişi ifade eden bir isim olup, müahidin ahdi üzerine vereceği vergiye ıtlak olunur ki; can, mal ve özgürlüklerinin korunması karşılığında ödenmesi gerekir.

Müşriklere gelince onların cizye ödeyerek şirklerini sürdürmeleri asla sözkonusu olamaz. Onlar için ya İslam ya da kılıç vardır. Burada da cizyenin Ehl-i Kitab'a özgü kabul edildiğini ifade eder bir kayıt yoktur. Bunun için mesele içtihadi olmuştur. İmamı Âzam Ebu Hanife'ye göre cizye mutlaka Ehl-i Kitap'tan ve Arap olmayan müşriklerden alınır; fakat Arap müşriklerden alınmaz. Onlara ancak İslam teklif edilir. Ebu Yusuf'a göre kitab'i olsun müşrik olsun Arap'tan alınmaz; fakat Arap olmayan Ehli Kitap'tan ve müşriklerden de alınır. İmam Şafii'ye göre ise Arap olsun olmasın cizye ehl-i kitaptan alınır. Gerek Arap olan gerek olmayan müşrik ve putperestlerden alınmaz. İmam Malik ve Evzai ise bütün gayr-i müslimlerden alınır kanaatini belirtmişlerdir.

İlk zamanlarda cizyenin nasıl uygulandığına dair elimizde delil olabilecek bilgi, yalnız Mısır'da cari muamele hakkındaki bilgilerdir. Orada vergi ödeyenlere, bir kurşun mühür verilir, mükellef bunu boynuna takardı. Fakat sonraları Hişam b. Abdülmelik Barae namıyla muntazam makbuz vermek yönteminin uygulanmasını istedi. Bu makbuzlardan çoğu günümüze kadar gelmiş ise de henüz bunlar üzerinde gerekli araştırma yapılmamıştır. Mısır'ın fethinde adam başına iki dinar konduğu rivayet edilir (Elmalılı Hamdi Yazır, H.D.K.D III, 2509).

İslam'ı kabul edenlerin çoğalması ile orantılı olarak, cizye, kişi başına vergi özelliğini kaybetti. Mısır'da, Selahaddin Eyyubi devrinden itibaren, bu verginin yıllık geliri sadece 130.000 dinardan ibaret kaldı (Makrizi, Hitat, I, 107, 108, 27, 23).

Cizye İslam'ın ilk defa ihdas ettiği bir vergi değildir. Cizye eski çağlardan beri vardır. Yunanlılar, Milat'tan önce beşinci yüzyıl sıralarında Fenikeliler'in saldırılarından korunmak karşılığında küçük Asya sahillerinde yaşayan halklardan cizye almaktaydılar. Romalılar da hakimiyetleri altına aldıkları kavimlerden cizye almışlardır. İranlılar da yine hakimiyetleri altında bulunan reayadan cizye alırlardı.

Müslümanlar açısından cizye, ilk defa Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından konulmuştur. Hz. Muhammed cizye verecek olanlara yaptığı anlaşmalarda, durumlarına göre cizyenin miktar ve şeklini belirlemiştir. Hz. Peygamber, Necran hristiyanlarıyla yaptığı anlaşmada her yıl Safer ayında iki bin ve Recep'te bin takım elbise cizye koymuştur. Her takım elbisenin değeri bir rukiye olarak belirlenmişti. Bir rukiye kırk dirhemdi. Cizye böylece bir şekil ve muayyen bir miktarda olmaksızın Hz. Ebu Bekir (r.a.)'ın hilafetinin sonuna kadar devam etti. Hz. Ömer (r.a.) hilafet makamına geçip de İslam fetihleri geniş bir alana yayılınca, cizyenin miktarı belirlendi. Hz. Ömer, etrafta bulunan kumandanlara; sakalı, bıyığı gelmiş olanlara cizye tarh edilmesine ve bunun her adam başına dört altın veyahut kırk dirhem gümüş olarak belirlenmesine dair emirler gönderdi. Bu miktar daha sonraları gayr-ı müslimin ekonomik durumuna göre yeniden belirlenmiştir. Cizye, Batılılar'ın gözlerine çok batan bir vergi olduğu için, onları memnun etmek düşüncesiyle Tanzimat'ın ilanında ilk iş olarak "cizye" vergisi kaldırıldı ve bu verginin patrikhaneler eliyle cemaatleri adına toplanmasına karar verildi. İslam hukukunda Cizye iki türlüdür:

1) Sulh yoluyla konulan cizye: Bunun miktarı, anlaşma esaslarına göre uygulanır. Taraflar tek yanlı irade ile cizyenin miktarını değiştiremezler. Mesela; yukarıdaki ifadede de belirtildiği gibi Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında Necran halkı ile yıllık binikiyüz takım elbise üzerine anlaşma yapılmıştır.

2) İslam devleti tarafından doğrudan doğruya konulan cizye: Müslümanlar kendi güçleriyle bir düşman ülkesini ele geçirirler ve gayr-i müslim olan halkını yurtlarında "tebea" olarak bırakırlarsa, bunlara miktarı İslam devletince belirlenen cizye vergisi konulur.

Cizye yalnız Ehl-i Kitap denilen yahudiler ile hristiyanlardan ve kendilerinde Ehl-i Kitap şüphesi bulunan mecusilerden kabul edilir.

Cizyenin bir kimseden tahsil edilebilmesi için bu kimsenin akıllı, hür, sağlıklı, erginlik çağına ulaşmış erkek olması şarttır. Bu nedenle akıl hastaları, bunaklar, çocuklar, kadınlar, köleler, kör ve topallar, çok yaşlılar, yıl içinde altı aydan fazla bir süreyle hasta olanlardan cizye alınmaz. Çünkü cizye, şer'an savaşmaya muktedir olan gayr-i müslimlere ait bir yükümlülüktür. Yukarıda sayılanların ise savaşmaya gücü olmadığından, bunlar cizye ödemekle yükümlü değillerdir. Kilise ve havralarda bulunan rahip ve papazlara cizye bağlanıp bağlanamayacağı konusunda görüş ayrılığı vardır.

Cizyenin miktarı, yükümlülerin ekonomik durumları dikkate alınarak belirlenir. Geçmiş devirlerde devlet tarafından konulan cizyenin miktarı için yükümlüler üç sınıfa ayrılmıştır. Zengin sayılanlardan yıllık kırksekiz; orta hallilerden yirmidört; çalışmaya muktedir fakirlerden de oniki dirhem cizye alınmıştır. Nisap miktarına malik olanlar da zengin sayılmıştır. Bazı bilginlere göre ise, zengin, orta halli veya fakir sayılma konusunda ikamet ettiği beldenin örfüne göre karar verilir. Sağlam ve geçerli olan görüş de budur.

Cizye ödeyen mükellefler, İslam devleti ile sadece inanç ve dini merasimlerine için verilmesi için değil; aynı zamanda can ve mallarının korunması ve. devlet garantisi altına alındığına dair bir anlaşma yapmış olurlar. Bu vergiden ziyade, devletin bu vatandaşlarına yaptığı harcamalara onların bir nevi katkılarıdır.

Hanefilere göre cizye, yıl başından itibaren tahsil edilmeye başlanır. Çünkü cizye yükümlüsü, yıl başından itibaren geleceğe doğru saldırıdan korunma hakkını elde etmiş olur. Bu yüzden cizye oniki taksit halinde her ay tahsil edilir. Bazı İslam hukukçularına göre ise, cizye, yıl sonunda tahsil edilebilir. Devlet bunu daha önce talep edemez.

Cizye, tahakkuk ettikten sonra şu üç sebepten biriyle düşer:

a) Mükellefin müslüman olması. Cizye verecek kimse müslüman olursa kendisinden cizye kalkar. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.): "Müslüman üzerine cizye yoktur. " buyurmuştur (Tirmizi, Zekat,11; Ahmed b. Hanbel, I, 223).

b) Cizye tahsil edilmeden sürenin geçmiş olması. Bu durumda cizye zaman aşımına uğramış olur.

c) Cizye tahsil edilmeden mükellefin ölmesi. Bu halde de cizye düşer: Mirasından tahsil edilmez.


3-) Allahü teala Kur'an-ı kerimde mealen buyuruyor ki:

Kendilerine kitab verilenlerden Allahü tealaya ve ahiret gününe inanmayan, Allahü tealanın ve Resulünün haram (yasak) ettiği şeyleri haram tanımayan, hak olan İslam dinini kabul etmeyen kimselerle; zelil, hakir ve kendi elleriyle cizyelerini verinceye kadar muharebe edin. (Tevbe suresi: 29)

Müşrikler (putperest) den olan düşmanınıza rastladığınız zaman onları şu üç şeye davet ediniz: İslamiyet'e davet edin. Kabul ederlerse onları öldürmeyin. Kabul etmezlerse, cizye vermelerini isteyin. Kabul ederlerse öldürmeyin. Kabul etmezlerse, Allahü tealanın yardımına sığının ve onları öldürün. (Hadis-i şerif-Fedail-ül-Cihad)

Kafirlerden cizye alınmasını emretmekten maksat, onları sıkıştırmak, aşağı tutmaktır. O kadar aşağı düşerler ki, cizye vermemek için kıymetli elbise giymezler. Süslü eşya kullanamazlar. Çok vergi vermemek için, korkarlar ve titrerler. Allahü teala, kafirlerin düşkün olup horlanmaları için cizye vermelerini emretti. Böylece onların aşağı, müslümanların da üstün, izzetli ve şerefli olmalarını sağladı. (İmam-ı Rabbani)


4-) Bkz. Şer! Vergiler


5-) İslam ülkelerinde Müslüman olmayanlardan alınan bir çeşit vergi.


6-) Bk. kafa vergisi.


7-) Osmanlı İmparatorluğu'nda müslüman olmayanlardan askeri hizmet karşılığı olarak alınan bir tür baş vergisi. krş. haraç


Örnek Cümleler

  • Gerçekten de 1915'te pek çok Ermeninin, bir asır önce Cizye ödeyen, Müslümanlarınkinden yüksek ev yapamayan büyükbabalarının ne denli mutlu olduklarını düşündüğü şüphesizdir.

Sizde içinde "Cizye" geçen bir cümle paylaşın !


Son Aranan Kelimeler