Elçı, Elçılık Ne Demek

1-) ELÇİ, ELÇİLİK



Bir devleti başka bir devlette temsil eden kimse, sefir, bir kişiye veya bir topluluğa haber ulaştıran kişi, peygamber, peygamberlere gelen vahiy meleği. Kelimenin ilk şekli Türkçe'de "ilçi" olup zamanla bugünkü şeklini almıştır. "Ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş' bir elçiyim " ayeti Kur'an-ı Kerim'de muhtelif surelerde zikredilmektedir. Allah, her ümmete bir elçi göndermiştir (Yunus, 10/47; en-Nahl, 16/36, 84, 89: el-Fatır, 35/24...). Hz. peygamber, alemlere rahmet olarak gönderilmiş son elçidir. "Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan elçiliğini tebliğ etmiş olmazsın..." (el-Maide, 5/67) buyuran Allah (c.c.), Rasulünü risalet görevini tebliğ hususunda uyarmıştır (bk. Rasul-Rasulullah-risalet).

Elçi kelimesi siyerde ve devletler hukukunda diplomat, temsilci, sefir anlamlarına gelmektedir. Ayrıca kelime, hükümdar, başbuğ, ulak, tebliğci, naib, nakib, davetçi, mürşid, vekil gibi manalarda da kullanılmıştır.

Siyer'de, İslam'ın ilk devirlerinde Arap kabilelerinin kendilerini temsilen Hz. Peygamber'e gönderdikleri kişilere ve heyetlere elçi denilmiştir. Hz. Peygamber'in yüce Allah'tan aldığı tebliğ görevini yerine getirme mücadelesi neticesi İslam, bi'setten itibaren Mekke'den çevreye yayılmaya başlamış, çeşitli kavimler İslam'ı kabul ettiklerinde Resulullah'a heyetlerini göndererek ona bağlılıklarını arzetmişlerdir. Bazı elçiler Allah Resulu'ne kendi kavimlerine İslam'ı öğretmeleri için öğretmenler gönderilmesini istemişlerdir. İbn Abbas'tan rivayetle şu hadis nakledilmiştir: "Abdü'1-Kays elçileri (Bahreyn tarafından) Hz. Peygamber'e geldikleri zaman Peygamber onlara, "Siz kimdensiniz, nerenin e!çilerisiniz?" diye sordu. Onlar "Biz Rabia kabilelerindeniz" dediler. Resululah "Hoş geldiniz Allah sizi utandırmasın, pişman etmesin"dedi. Onlar "Ey Allah'ın Resulu, biz sana sadece haram aylarda gelebiliriz. Çünkü bildiğiniz gibi sizinle bizim aramızda, kafir olan şu Mudar kabilesinden bir topluluk bulunmaktadır. Bunun için bize kestirme bir şeyi emret de, gidince geride kalan halkımıza haber verelim. Bu emrettiğin şeyleri yaptığımızda da cennete girelim" dediler, içkiye dair soru sordular. Allah Resulu onlara dört şeyi emretti, dört şeyi de menetti. Onlara yalnız Allah'a iman etmeyi emrettikten sonra "Bilir misiniz, yalnız Allah'a inanmak ne demektir?" diye sordu. Onlar, "Allah ve Resulu daha iyi bilir" dediler. Allah Rasulü şöyle buyurdu: "Allah'tan başka ilah olmadığına, ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna, şahitlik etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek, Ramazan orucunu tutmak ve ganimetlerden beşte birini vermektir." Sonra da, Hantem, Dübba, Nakir, Müzeffet adlı kaplara üzüm veya hurma şırası koyarak içki yapmayı ve bunlardan içmeyi yasakladı" (Tecrid-i Sarih Tercümesi, I. 61-64).

İslam'da elçinin dokunulmazlığı esası benimsenmiştir. "Elçiye zeval olmaz" deyimi İslam ülkelerinde elçilerin emin olmasını vurgulayan bir deyim olarak meşhur olmuştur. Allah Rasulü, kendisine gelen yabancı devlet elçilerine hürmet etmiş, onları en güzel şekilde ağırlamıştır. (Tecrid-i Sarih Tercümesi VII, 412).

Medine İslam devletinin kurulup güçlenmesinden sonra Allah Resulu yabana devlet başkanlarına, krallara, emirlere elçilerini göndermiş; yazdığı mektuplarla onlara İslam'ı tebliğ etmiştir. Hudeybiye'den sonra M. 628 yılında, Allah Resulu müslümanlar arasından altı kişi seçti ve bunlar Resulullah'ın mektuplarını gerekli yerlere ulaştırmak için aynı gün yola çıktılar. Resulullah elçilerine şöyle dedi: "Allah beni bütün insanlara rahmet olarak göndermiştir. Benim verdiğim görevi ifa ediniz ki, Allah size rahmet etsin. Havarilerin İsa b. Meryem hakkında ihtilafa düştükleri gibi siz de ihtilafa düşmeyiniz." Elçileri, ihtilafın ne olduğunu sorduklarında şöyle buyurdu: "Benim sizi davet ettiğim gibi o da onları davet etmişti. Ancak yakına gönderilenler razı olmuş, uzağa gönderilenler ise razı olmamıştı" (İbn Hişam, IV, 255; İbn S'ad, 1, 259: İbn Kesir, el-Bidaye ve 'n-Nihaye, I V, 180)

Allah Resulu, mektuplarının altına "Muhammed Resulullah" mührünü basmış ve şu altı elçisine vermiştir: Amr b. Umeyye ed-Damri, Habeşistan kralı Necaşi'ye: Dıhye b. Halife el-Kelbı, Bizans İmparatoru Heraklieos'a:Hatib b. Ebi Beltea, İskenderiye kralı Mukavkıs'a: Abdullah b. Huzafe es-Sehmi, İran kralı Kisra'ya: Şüca b. Vehb el-Esedi, Balka kralı Haris b. Ebı Şemir el-Gassani'ye: Salita b. Amr el-Âmir;, Hevze b. Ali veya Sümame'ye bu mektupları ulaştırmışlardır. Elçiler, Allah Resulu'nün mesajını, İslam'a çağrısını gittikleri ülkelerin devlet başkanlarına iletmişlerdir. Onlardan mektupları yırtıp atanlar olduğu gibi, müslüman olanlar da vardı. (bk. Tebliğ)

Ayrıca Allah Resulu, Cafer b. Ebı Talib'i ikinci Habeşistan hicretinde (M. 616) 83 sahabenin başında Necaşi'ye göndermiştir. Bu göç kafilesinin arkasından Kureyş müşrikleri de -o zaman müslüman olmamış olan- Amr b. el-As ve Abdullah b. er-Rabia veya Umare b. el-Velid'i Habeşistan'a yollamışlar ve Necaşi'den müslümanları kendilerine iade etmesini istemişlerdi. Necaşi'nin huzuruna çağrılan müslümanlar adına Ca'fer b. Ebı Talib konuşmuştu. Müslümanlar kralın huzuruna selam vererek girmişler, müşrik Kureyşliler gibi ona secde etmemişlerdi. Müslümanların sözcüsü Cafer, Kral'a "Biz ancak bir olan Allah'a secde ederiz" demiş ve ona Kur'an'dan Kehf, Meryem, Rum gibi bazı sureleri okuduğunda Necaşi ve maiyeti çok duygulanmış, müslümanları himaye edeceğini ve ülkesinde emin olduklarını söylemiştir (bk. Habeşistan Hicreti)(İbn Hişam, I, 344-360; İbn Haldun, Mukaddime, 8: İbn Kesir, es-Sire, II, 4: Yakubi, II, 29; Müslim, Cihad, Kütübü'n-Nebiyyi İle'l Müluk, 1774: Tirmizi, İstizan 2859).

Allah Resulu tebliğci olarak çeşitli ülkelere sahabilerden temsilciler seçip yollamıştır. Hz. Ali, Amr b. el-As, Tufeyl b. Amr, Damam b. Sa'lebe, Abdullah b. Huzafe, Şuca'b. Vehb, Ebu Musa el-Eş'ari, Muaz b. Cebel, Cerir b. Abdullah, Amr b. Umeyye el-Mahzunı, Suleyt b. Ömer, Dıhyetü'l-Kelbı bunlar arasındadır.

Allah Resulu hiçbir yabancı elçiye kötü davranılmamasını emretmiştir. Suçlu da olsa elçiye zeval yoktur. Yalana peygamber Müseylime'nin Allah Rasulü'ne yolladığı elçilerine peygamberimizin, "Eğer elçi olmasaydınız boyunlarınızın kesilmesini emrederdim" dediği nakledilir. Allah Rasulü yabancı elçileri Mescidü'n-Nebevi'de kabul eder, onları en güzel şekilde ağırlar, hediyeler verirdi. Medine'de elçilerin kalması için tahsis edilmiş evler vardı ve onlara ibadetlerini serbestçe yapmaları için Mescid açık tutulurdu. (Muhammed Hamidullah, İslam'da Devlet İdaresi, Trc: Kemal Kuşçu, İstanbul 1963).

Daimi elçilikler onbeşinci yüzyıldan itibaren kurulmuştur. Temsilciler, bazı uluslararası antlaşmalarla kategorilere ayrılmıştır: Büyükelçi, leğa, nons, orta elçi, maslahatgüzar, mukim elçiler. Corps Diplomatique, bir devlette görevli bulunan bütün diplomatik temsilcilere denir. Diplomatların seçimi her devletin iç hukukuna bağlıdır. Ancak kabullerinde nezdine gönderileceği devletin muvafakati şarttır. Bir diplomatik misyon Viyana sözleşmesine göre (1961) kendi devletini nezdinde bulunduğu devlette temsil etmek, devletin ve vatandaşlarının çıkarlarını korumak, devleti adına nezdinde bulunduğu yerin hükümeti ile müzakerelerde bulunmak, devleti hesabına meşru yollarla bilgi toplamak ve hükümetine bildirmek, devletler arasında iktisadı, ilmi, kültürel ilişkileri geliştirmek görevleri arasındadır. Temsilciler, ayrıcalıkları olmasına rağmen, bulunduğu ülke kanun ve nizamlarına uymak zorundadırlar. Ancak, idari, hukuki ve cezai hususlarda bulundukları ülkeye tabi değildirler ve devletin elçileri koruması, haberleşmesini kayıtlamaması esastır. Elçilik binalarının dokunulmazlığı vardır, elçiler her türlü vergi, harç, gümrük vergisinden muaftır.

İslam hukukunda, İslam ülkesinde bulunan yabancı diplomatların dokunulmazlığı geçerli bir kural olmasına rağmen, işledikleri suçlardan dolayı cezalandırılır. (Said Havva, İslam Terc: Said şimşek, s.480) Elçiler ve maiyetindekilerin can, mal, namus dokunulmazlıkları kuralı ancak olağanüstü hallerde geçersizdir. Hudeybiye antlaşması arefesinde Mekkeli müşriklerin Allah Rasulü'nün elçisini hapsetmeleri üzerine misilleme olarak onların elçisi de hapsedilmiştir. (Hayreddin Karaman, Ana hatlarıyla İslam Hukuku, İstanbul 1984, I, 302-303: Ahmed Özel, İslam Hukukunda Ülke Kavramı, İstanbul 1982).

Diğer taraftan İslam fıkhında nikahta tarafların temsilcilerine de elçi denilmektedir.

Talat SAKALLI


Sizde içinde "Elçı, Elçılık" geçen bir cümle paylaşın !


Son Aranan Kelimeler