Harem Ne Demek

1-) yabancının girmesine izin verilmeyen yer. Müslümanların evlerinde kadınlara ayrılan kısım. Osmanlı sarayında, padişahın annesinin nezaretinde, sarayın hanım, çocuk ve hizmetçilerinin kaldığı bölüm.

İslamiyetin tesettür emriyle sistemleşen harem, Müslümanların evlerinin en ferah ve güzel bölümlerini işgal etmiş, erkekler için de selamlık kısmı inşa edilmişti. Bütün Müslüman devlet başkanlarının evlerinde bulunan harem, Resulullah efendimiz ve Hulefa-i Raşidin devirlerinden sonra Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ile diğer İslam devletleri ve nihayet Osmanlı saraylarında daha teferruatlı ve teşkilatlı bir hale geldi. Osmanlılarda padişah haremine “Harem-i Hümayun” adı verilmişti. Osmanlı Devletinin gelişmesine paralel olarak, padişahların oturduğu saraylar da büyümüştü. Bursa’daki mütevazi Osmanlı sarayına karşılık, Edirne’de daha teşkilatlı saraylar yapılmıştı. Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra ise bugünkü Bayezid’de üniversitenin bulunduğu sahada bir saray yaptırıldı. Daha sonra bu sarayın yerine Sarayburnu’nda bugünkü Topkapı Sarayı imar edildi. Fetihten sonra harem, Üçüncü Murad’a kadar eski sarayda, Dolmabahçe Sarayı yapılıncaya kadar da Topkapı Sarayında idi.

Saraylarda padişahın yakınlarının bulunduğu ve günlük hayatlarını geçirdiği kısım olan harem, gayet itinalı bir şekilde inşa, tezyin ve tefriş edilirdi.İki bölümden meydana gelen haremin birinci kısmına bazı görevliler, şehzadelere ders veren hocalar girip çıkabiliyordu. İkinci kısmı sadece kadınlara mahsustu. Buraya padişaha haram olan kadınlar giremediği gibi, yabancı hiçbir erkek de giremezdi. O yüzden Osmanlı haremini kimse girip görememiş, sonradan, yazıp söylenenler ise hayal mahsulü uydurmalardan ibaret kalmıştır.

Topkapı Sarayında Harem-i Hümayunun girişkapısı, etrafı dolaplarla çevrili olan dolaplı kubbeye açılır, buradan fıskiyeli avlu veya fıskiyeli şadırvan denen dikdörtgen avluya çıkılırdı. Avlunun sağında kulekapısı, solunda ise perde kapısı vardı. Perde kapısından sonra dar sokağa benzeyen bir geçit başlar. İki kısımdan meydana gelen haremin birinci bölümü ve haremağalarına mahsus hamam ile kızlarağası köşkü burada idi. Daha ileride harem ağalarına mahsus daireler, şehzadeler mektebi, baş muhasip ağa ve baş hazinedar ağa daireleri yer alırdı. Haremağaları dairesi bir çok oda ve koğuştan meydana gelirdi.

Şehzadeler mektebinde padişahın çocukları, yeğenleri ve amca oğulları eğitim görürlerdi. Burada ders görenler küçük yaştakiler olup, yetişkinlere hocaları dairelerine giderek özel ders verirlerdi.

Şehzadeler mektebi geçildikten sonra ileride sağda bulunan kuşhane kapısından girilince, harem ağalarının nöbet tuttukları yere gelinirdi. Haremle ilgisi olanlar bu kapıdan girip çıkarlardı. Buranın sağ tarafında uzun bir koridor olup, buraya altınyol denilirdi. Burası Hırka-i Saadet dairesine kadar uzardı. Ortadaki kapı, Valide Sultan taşlığına açılırdı. Solda cariyeler dairesine aid olan üçüncü bir kapı daha vardı. Bu alana harem ağalarının nöbet yeri denilirdi. Burada harem ağaları sıra ile nöbet tutarlardı. Harem-i hümayun ağalarının en büyüğü “kızlar ağası” da denilen “darüssaade ağası” idi (Bkz. Darüssaade Ağası). Haremin dış ile ilgisini bunlar sağlardı. Bu bölümden sonra haremin ikinci bölümü başlardı. Harem-i hümayunun bu iç kesiminde sırasıyla, çeşmeli sofa denilen yer, hünkar sofası, hünkar hamamı, valide sultan dairesi, asmabahçe ve daha birkaç tane padişah odası yer alırdı. Harem-i hümayunda ayrıca birkaç tane de mescid vardı.

Harem-i hümayunda padişah, padişah zevceleri, çocukları, hanedan üyelerinden bazı akrabaları yanında yüzlerce görevli yaşamaktaydı.

Osmanlı hareminin en yüksek makamı valide sultanlıktı. Dolayısıyla haremin fahri başı padişahın annesiydi. Haremde hünkar sofasından sonra en geniş daire de valide sultanınkiydi. Valide sultanın geniş bir cariye (hizmetçi) kadrosu vardı. Haremi, hazinedar usta vasıtasıyla idare ederdi. Bütün kadınlar, sultanlar, ustalar ve cariyeler kendisinden çekinirler ve sayarlardı. Haremdeki bütün işler onun emriyle yapılırdı.

Haremde valide sultandan sonra söz sahibi kadın efendiydi. Osmanlı padişahlarının hanımlarına kadın, kadın efendi denilirdi. Padişahın ilk hanımına başkadın denirdi. Başkadın diğerlerine göre üstündü. Dairesinde hizmet eden cariyeler ve kalfaları diğerlerinden fazla olurdu. Padişahın hanımlarına 16. yüzyıldan itibaren haseki de denilmeye başlanmıştır.

Başlangıcından itibaren padişahların evlilikleri hususiyet arz eder. İlk Osmanlı padişahları, 16. asır başlarına kadar, etrafındaki Anadolu beylerinin, Bizans İmparatorunun, Sırp ve Bulgar krallarının kızlariyle evlendiler. Bunlarla evlenmeleri hissi olmayıp, akrabalık yoluyla kuvvetlenmek veya miras yoluyla toprak elde etmek gibi siyasi maksatlıydı. Nitekim Germiyanoğullarından Yıldırım Bayezid Hana gelin gelen Devlet Hatun’la bu beylik topraklarından bir kısmı da çeyiz olarak verilmişti. Yıldırım’ın ve İkinci Murad’ın Sırp prensesi olan zevceleri meşhurdur. Bunların Sırbistan’daki Osmanlı siyasetinin desteklenmesi hususunda büyük rolleri olmuştur. Hatta, Fatih Sultan Mehmed Han, validem diye hitab ettiği Sırplı üvey annesinden Balkanlardaki siyasi meselelerde çok faydalanmıştır.

Bununla beraber 16. yüzyıl ortalarına kadar padişahların bu hanımları yanında cariyelerden de zevceleri vardı. Ancak Kanuni’den itibaren etrafta padişahların evleneceği hükümdar ve krallık aileleri kalmadığı veya lüzum görülmediğinden, bazı istisnaları dışında artık daimi olarak cariyelerle evlenme usulü devam etti. İslam hukukuna göre hür kadınlarla olan evlilikteki tahdid, cariyelerle evlilikte konulmamıştır. Buna rağmen padişahların cariyelerle evliliği de hep belli sayıdadır. Söylendiği gibi padişahların yüzlerce cariye ile evlilik yaptığı doğru değildir. Hatta 16. yüzyıl sonuna kadar ömürleri seferlerde geçen padişahların, normal hayatlarını yaşayabildikleri bile söylenemez.

Bunlardan başka padişahlar, tanınmış ve asil bir ailenin kızıyla evlenme imkanları olduğu halde, bazı mahzurlarından dolayı bu evliliği tercih etmemişlerdir. Padişahın annesi veya zevcesi tarafından İstanbul’da veya taşrada akrabasının bulunması mahzurluydu. Zamanla ana tarafından akrabalar saraya dolacak, şahsi ve siyasi birtakım isteklerde bulunacaklar, arzuları yerine getirilmeyenler, padişah ile akrabalığına güvenerek birtakım entrikalara teşebbüs edecekler, neticede, o devir Avrupa devletlerinde olduğu gibi, kanlı hadiseler yüzünden devlet güvenliği sarsılabilecekti.

Padişahların haremdeki diğer aile ferdleri şunlardır:

Sultanlar: Osmanlıların ilk devirlerinde, padişah kızlarına Selçuklularda olduğu gibi, “hatun” deniliyordu. Fatih devrinden sonra sultan denildi. Osmanlı padişahları kızlarına daha çok Ayşe, Hadice, Fatma, Esma, Emine gibi isimler veriyorlardı. Erkek evlada sultan tabiri isimden önce söylendiği halde, kızlarda, isimden sonra söyleniyordu. Ayşe Sultan, Fatma Sultan gibi. Sultan tabiri yalnız olarak söylendiğinde de kız evlad anlaşılmaktaydı.

Sultanlar doğar doğmaz kendisine bir daire ayrılır, emrine dadı, sütnine, kalfa ve cariyeler verilirdi. Çocuğun eğitimiyle kendi anneleri, dadı ve kalfaları uğraşırdı. Sultanlar okuma çağına gelince, derse merasimle başlarlardı. Ekseriyetle merasimlere padişah da katılır ve “Besmele”yi bizzat kendisi çektirirdi. Bundan sonra hususi hocalar tarafından okutulurlardı. Sultanların Kur’an-ı kerimi doğru okumaları hususunda titizlikle durulurdu. Sultanlara Kur’an-ı kerimden sonra lüzumlu din ve dünya bilgileri de öğretilirdi. (Bkz. Sultan)

Şehzadeler: Osmanlı hanedanının erkek çocuklarına şehzade denirdi. 5-6 yaşına geldiklerinde kendilerine hoca tayin edilerek törenle derse başlarlardı. İlk dersi şeyhülislam verirdi. Sonra hususi hocalar okuturdu. (Bkz. Şehzade)


2-) HAREM-İ ŞERİF



Kabe-i Muazzama'yı çepeçevre kuşatan, etrafı kubbeli, ortası açık büyük cami. Ortasındaki küçük meydan (tavaf yeri, metaf) üzerinde bulunan Kabe, Zemzem ve Makam-ı İbrahim (a.s), bu caminin birer parçasını teşkil eder. Dilimizde daha çok Haremi Şerif olarak bilinen bu mescide, Mescid-i Haram veya Mescid-i Şerif de denilir. Kur'an-ı Kerim'de onaltı ayette "el-Mescidü'l-Haram" geçmektedir. Bu ayetlerden iki tanesinin anlamı şöyledir: "Ey iman edenler, müşrikler murdarın murdarıdırlar bu yıldan sonra artık Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Yoksulluktan korkarsanız bilin ki, Allah dilerse, yakında sizi büyük lütuf ve ihsanı ile zenginliğe kavuşturacaktır. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir" (et-Tevbe, 9/28). "Muhakkak ki, o inkar edenler, Allah'ın yolundan ve bir de kendisinde yerli ve yabancının eşit hakka sahip olduğu ve bütün insanlar için meydana getirdiğimiz Mescid-i Haram'dan alıkoymaya çalışanlar, bilmelidirler ki, kim zor kullanarak orada bir dinsizlik ve zulme yeltenirse, ona acı azabı tattıracağız" (el-Hacc, 22/25). Bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi, "haram" olarak isimlendirilmesi, hürmet duyulan yer olduğundandır. Harem dahilinde kan dökmek, ağaç kesmek ve avlanmak haram kılınmıştır.

Harem-i Şerif'in sadece tanıttığımız cami'den ibaret olduğu, ya da tüm haram beldeyi içine aldığı hususunda ihtilaf vardır. Ancak genellikle söz konusu büyük cami olarak zikredilmiştir (Geniş bilgi için bkz. el-Ezraki, Ahbaru Mekke, neşr. Rüşdi Salih Melhas, Beyrut 1979, II, 62,130 vd. Eyüp Sabri, Mir'at-ı Mekke, İstanbul h. 1301,127; el-Fasi, Takiyyüddin Muhammed b. Ahmed, el-Ikdu's-semin, Beyrut 1986, I, 44).

Harem-i Şerif, İslam öncesi dönemde herhangi bir duvar ile çevrili değildi. Kabe'yi tavafa mahsus, etrafı evlerle çevrili, kumluk dar bir saha (metaf)'dan ibaretti. Oraya evler arasındaki sokaklardan girilirdi. Asr-ı Saadet'te ve Hz. Ebu Bekir'in halifeliği esnasında bu şekilde kaldı. Hz. Ömer zamanında, İslam ülkesinin genişlemesi, müslüman nüfusun artması ve hacı sayısının büyük rakamlara ulaşması üzerine, tavaf yeri dar gelmeye başladı. Tavaf esnasında büyük bir izdiham oluyordu. Bu sebeple, Harem-i Şerif'in civarındaki bazı evler sahiplerinden satın alınarak yerleri yıkıldı ve mescide ilave edildi. Hz. Ömer'in yaptırdığı bu ilk genişletme esnasında, harem-i Şerif'in etrafına, yüksekliği bir adam boyuna ulaşmayan bir ihata duvarı inşa edildi. Bu duvar üzerine kandiller konuldu (Belazuri, Fütuhu'l-Buldan, Kahire 1901, 53; el-Ezraki, a.g.e., II, 68 vd.; Yakut, Mu'cemu'l-buldan, VIII, 50). Daha sonra Hz. Osman ve Abdulah b. Zübeyr zamanlarında, civardaki bir takım evler daha satın alınarak yeni genişletmeler yapıldı.

Emevi hükümdarlarından Abdülmelik b. Mervan 75/694 yılında, oğlu Vetid de 91/709 yılında Mescid-i Haram'ı tamir ve bir miktar daha genişlettiler. Mekke'ye birçok mermer direk gönderen Velid tarafından gerçekleştirilen tamirat ve genişletme esnasında, mescidin zemini mermer mozaikle döşendi. Direkler üzerine Sac ağacından bir tavan yapıldı. Anlaşıldığına göre, Harem-i Şerif'te ilk minareler bu tamirat sırasında yapılmıştır. Harem-i Şerif'in genişletilmesi faaliyeti, bölgeye daha sonra hakim olan devletler zamanında da devam etti. Abbasilerin ikinci halifesi Ebu Cafer Mansur tarafından 159/775-776 yılında yaptırılan tamirat sırasında, Harem-i Şerif'in Kuzeye düşen tarafı Bab-ı Nedve'ye, diğer tarafı Bab-ı Umre'ye kadar genişletildi. Yapının dört tarafı altın ve gümüş kakmalı rengarenk mozaiklerle süslendi. Kabe'de Rükn-i Şami ile Rükn-i Iraki arasında, Altın oluğun altında, iki arşın yüksekliğinde yay şeklinde bir duvar ile çevrili olan Hatim (=Hicr)'in iç tarafı renkli mermerle tefriş olundu. Mansur'un oğlu Mehdi zamanında (M. 775-785) iki defa tamirat yapıldı. Bu tamiratlarla Kabe ile Mesa' (=say yeri) arasındaki evlerin tamamı Harem-i Şerif'e katıldı. Kahire'den getirtilen beşyüz'e yakın direk gereken yerlere dikilip, üzerlerine kubbeler inşa edildi. Tavan ve revaklar ise ahşap olarak yapılmıştır (Bu tamiratlar hakkında bkz. Belazuri, a.g.e., 53 vd.; el-Ezraki, a.g.e., II, 68-81, 96 vd.; Yakut, a.g.e., VIII, 50 vd.; Eyüp Sabri, a.g.e., 631-637; M. Es'ad, Tarih-i Din-i İslam, İstanbul 1983, 334, vd.).

Memlukler zamanında 802/1399-1400 yılında çıkan bir yangında Harem-i Şerif'in kuzey ve batı taraflarının ahşap tavanları yanmıştı. Sultan Ferec'in emriyle 804/1401-1402'de başlayan inşaat sırasında tavanın tamamı yine ahşap olarak yeniden yaptırıldı. O sırada revaklar üç sıra olup, mescidin beş minaresi vardı. Harem-i Şerif Osmanlılar zamanına kadar bu şekilde kaldı. Sultan II. Selim'in emriyle, 979/1571 tarihinde Mısırlı Ahmed Bey'in nezaretinde başlatılan ve beş yıl süren inşaat esnasında, bu ahşap tavanlar yıkılarak yerlerine mermerden. inşa edilmiş ve üzerlerine altın alemler konulmuş kubbeler yapıldı. Sonraları Sultan Ahmed, I. Hamid, IV. Murad, II. Mahmud ve Abdülmecid zamanlarında, Harem-i Şerif'in muhtelif tarafları tamir ve tezyin edildi. Etrafında yeni bölümler yapıldı (E. Sabri, a.g.e., 760-771).

Osmanlılar zamanındaki bu tamirat ve genişletmeler neticesinde, tavaf mahalli 537 x 550 zira' genişliğine çıkarıldı. Revaklardaki yenilenen 892 sütuna yeni sütunlar ilave edildi. Yenilenen kemerler üzerine Türk üslubunda beşyüz küçük kubbe ilave edildi. Mevcut on dokuz kapı yenilendi. Tavaf yeri etrafına, ağaç şeklinde kandiller dikildi. O sırada mescid'in yedi minaresi vardı.

Suudi yönetimi de, zamanına kadar dört defa genişletme faaliyetinde bulundu. 1955 yılında Kral Abdülaziz zamanında başlatılan ve 1961'de bitirilen büyük genişletme faaliyetinde Safa ve Merve tepeleri arasındaki tavansız toprak bir yol halinde olan say mahalli (=mesa'), Harem-i Şerif'e ait yapıya dahil edildi. Suudiler, daha sonra Harem-i Şerif'i üç defa daha genişlettiler. Bu tamirat ve genişletmelerin birincisi, 1961-1969, ikincisi 1969-1976 yılları arasında yapıldı. Sonuncusu ise Fahd b. Abdülaziz'in emriyle mescidin batı tarafında başladı. Bu genişletmelerde, Harem-i Şerif'in alanının, üç yüz bin kişiyi alabilecek şekilde, 160.000 m2'ye çıkarmak hedef alınmıştır.

İsmail YİĞİT


3-) Hac için, ömre için, ticaret için veya herhangi bir şey için uzaktan gelenlerin Mikat (ihrama girilen yer) denilen yerleri ihramsız (iki parçadan meydana gelen dikişsiz elbiseyi giymeden) geçerek Harem'e girmeleri haramdır. Mikat'tan geçerken bir iş için Hill'de (Mikat yeri ile Harem sınırı arasındaki yerde) kalmağı niyet edenlerin ve Hill'de oturanların hacdan başka niyetle Harem'e girmeleri caizdir. (İbn-i Âbidin)

İhrama giren kimseye bazı şeyler yasak olur. Mesela karadaki av hayvanlarını öldürmesi, dikilmiş elbise giymesi, bir yerini traş etmesi, kavga ve münakaşa etmesi, tırnak kesmesi, Harem'de kendiliğinden biten ot ve ağaçları koparması ve kesmesi haram olur. Bunları bilerek veya bilmeyerek unutarak yapanlara kurban, sadaka cezaları vacib olur. (Muhammed Mevkufati)

2. Müslümanların evlerinde, saray, konak ve benzeri yerlerde sadece kadınların oturması için ayrılmış oda, daire. Bu oda veya daireye haremlik de denir.

Müslümanların evleri iki kısımdır. Harem (haremlik) ile selamlık. Harem kısmı yalnız kadınlara aittir. Buraya hiçbir erkek giremez. Evin erkeği veya mahrem (evlenilmesi haram olan) erkeklerden birisi gireceği zaman mutlaka evin hanımının haberi olur. (Mustafa Sabri Efendi)

3. Zevce, hanım.


4-) Saray ve konaklarda kadınlara ayrılan bölüm, selamlık karşıtı
Örnek:Harem, ihtiyar hatunların bembeyaz patiska sedirli küçük köşe odalarında kalmıştı. F. R. Atay


5-) Bu bölümde oturan kadınların hepsi.


6-) Karı, eş
Örnek:... gelen doktormuş, bizim doktor Hüsnü Bey... Haremim hastalanmış da. R. H. Karay


7-) (Mimarlık) Müslüman ölkelerde yalnız kadınlara ayrılan ve yabancı erkeklerin girmesi yasak olan bölüm.


8-) 1. yasak kılınmış mukaddes olan şey. 2. evlerde yabancı erkeklerin girmesine izin verilmeyen, kadınlara ait bölüm. 3. iç avlu. 4. hicaz'da ihrama girilen yerden ka'be'ye dek uzanan bölüm. 5. mekke-medine'nin ismi.


9-) Herkesin girmesine müsaade edilmeyen yer. Kadınlara mahsus oda. (Misafirlere ve erkeklerin girmesine müsaade edilen yere de"selamlık" denir.)(Tesettür kadınlar için fıtridir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünkü, kadınlar hilkaten zaife ve nazik olduklarından kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan; kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale maruz kalmamak için fıtri bir meyli var. L.)


10-) Harem, harem dairesi .


11-) i. harem.


Diğer Dillerdeki Anlamı

  • İngilizcesi İngilizce = Hareem.
  • İngilizcesi İngilizce = The apartments or portion of the house allotted to females in Mohammedan families.
  • İngilizcesi İngilizce = Living quarters reserved for wives and concubines and female relatives in a Muslim household.
  • İngilizcesi İngilizce = Harem.
  • İngilizcesi İngilizce = Gynaeceum.
  • İngilizcesi İngilizce = Women's apartments.
  • İngilizcesi İngilizce = The family of wives and concubines belonging to one man, in Mohammedan countries; a seraglio.
  • İngilizcesi İngilizce = Group of females associated with one male - used in reference to polygamous animals.
  • İngilizcesi İngilizce = İpet, institutions run by the pharaoh's first wife for the benefit of the pharaoh's wives and female relatives, not to be confounded with the muslim harem of later times.
  • İngilizcesi İngilizce = Quarters for Muslim women in a palace;.
  • İngilizcesi İngilizce = The mating and association of several adult females with one male.
  • İngilizcesi İngilizce = Women's compound associated with the royal palace and some temples, including quarters for queens and other women of distinction.

Örnek Cümleler

  • bu gün Haremlik bölgesini gördüm
  • Harem Ağası rolüyle Riccardo Naldinin de oyuna dahil olmasıyla oyuncular"tam"oluyor ve sonrası, birbirini kovalayan farklı anlatımlarla büyülü bir masala dönüşüyor.

Sizde içinde "Harem" geçen bir cümle paylaşın !


Son Aranan Kelimeler