Haremeyn Ne Demek

1-) İslam dininin doğup yayılmaya başladığı, Hicaz’da bulunan Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere şehirlerinin ikisine birden verilen ad. Bu iki şehrin çevresinde belli bir sınıra kadar olan yerlere “Harem” denildiği için bu şehirlere iki harem bölgesi anlamında “Haremeyn” veya “Haremeyni’ş-Şerifeyn” denilmiştir.

Mekke-i mükerreme şehrinden biraz daha geniş, sınırları Cebrail aleyhisselamın bildirmesiyle İbrahim aleyhisselam tarafından çizilmiş ve yine onun tarafından dikilen taşlarla gösterilmiş olan alana “Mekke Haremi” veya “Haremü’ş-Şerif” adı verilmiştir. Hacda ihrama girme yerleri olan ve mikat denilen yerlerle Mekke şehri yani Harem arasındaki alana da “Hill” denilmiştir. Harem bölgesi; Medine tarafından üç mil, Yemen tarafından yedi mil, Irak tarafından yedi mil, Taif ve Arafat yolu üzerindeki Nemire Vadisinden yedi mil, Cirane yolundan dokuz mil, Cidde tarafından on mil uzaklıktaki sınırların çevrelediği alanı içine alır. (Bir mil 1895 m olarak hesaplanmaktadır.)

İbrahim aleyhisselam tarafından işaretlenen Haremü’ş-Şerif sınırları, Resulullah efendimiz tarafından yenilenmiş, hazret-i Ömer, hazret-i Osman ve hazret-i Muaviye bu sınırları belli eden noktaların günümüze ulaşmasında büyük hizmet görmüşlerdir. Harem denilen bu geniş alanın ortasında Kabe-i Muazzama ve etrafındaki Mescid-i Haram yer almaktadır. Peygamber efendimiz Mekke-i mükerremenin fethi sırasında Harem hakkında; “Şüphesiz burası Allahü tealanın gökleri ve yeri yarattığı günde haram kıldığı bir beldedir. Burası kıyamet gününe kadar, Allah’ın haram kılmasıyla haramdır.” buyurmuştur.

Haremde işlenecek iyilik ve kötülüklere, diğer yerlerde işlenenlere göre kat kat karşılık verileceği bildirilmiştir. Hac, umre veya ticaret gibi çeşitli maksatlarla Mekke’ye gelmek isteyen Müslümanlar “mikat” denilen yerlerde ihrama girmek zorundadırlar. İhram giyerek Hareme giren kimselere normal zamanlarda helal ve mübah olan bazı işleri yapmak haram olur. Ayrıca“Harem” sınırları içine Müslüman olmayan kimselerin girmesi de dinimizce yasaklanmıştır.

Peygamber efendimizin Mekke’den hicret ederek yerleştiği, İslam devletini kurduğu ve kabr-i şerifinin bulunduğu Medine-i münevvere şehrinin etrafında da harem bölgesi vardır. Bu bölge Medine’nin güney ve kuzeyinde Ayr Dağı ile Sevr Dağı arasındaki alanla, doğu ve batıdaki kara taşlık alanı içine alır. Buhari, Müslim ve Tirmizi’de bildirilen; “Medine Ayr’dan Sevr’e kadar haremdir.” hadis-i şerifi ve “Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem Medine’nin doğu ve batısındaki kara taşlık arasındaki alanları harem kıldı.” şeklindeki rivayet bunun delilidir.

Peygamber efendimizin tayin ettiği Medine-i münevvere harem bölgesinin genişliği on iki mil kadardır. Bu haremin ortasında Peygamber efendimizin Eshab-ı kiramıyla birlikte bina ettiği, içerisinde kabr-i şerifinin ve Ravda-i Mutahharanın yer aldığı Mescid-i Nebi vardır. Medine’deki harem bölgesi de mukaddes olup, orada yapılan iyilikler ve kötülüklere diğer yerlere göre kat kat karşılık verilir. Medine-i münevvere haremi, Mekke-i mükerreme hareminden farklı özelliklere sahiptir. Mekke-i mükerreme haremine ihramsız girilemediği halde, Medine-i münevvere haremine girmek için böyle bir şart yoktur.

Peygamber efendimizin vefatından sonra dört halife devrinde, Emeviler, Abbasiler, Memlukler zamanlarında Haremeyn’e özel önem verildi. Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebinin imarı ve diğer mukaddes makamların korunması için gerekli çalışmalar yapıldı. Kendisine “Seyyidü’l-Haremeyn (Haremeyn’in Efendisi)” diye iltifat edilince; “Ben Seyyidü’l-Haremeyn değil, Hadimü’l-Haremeynim (Haremeyn’in hizmetçisiyim).” diyen Yavuz Sultan Selim Han zamanında Osmanlı hakimiyetine giren Haremeyn’e Osmanlı sultanlarının hepsi büyük hizmetlerde bulundular. Mekke ve Medine’nin imarıyla, buralardaki mukaddes makamların korunması için “Haremeyn Evkafı” adı verilen bir vakıf teşkilatı ve Haremeyn Evkafı Nezareti kurdular. Bu teşkilatı 1586 senesine kadar kapıağaları idare etti. 1586 senesinden sonra Darü’s-Seade Ağasının idare ettiği Haremeyn Evkafı Nezaretinin gelirleri devamlı arttı. Elde edilen bu gelirlerle Haremeyn’deki cami, mescit ve medrese gibi hayır kurumlarının inşası ve tamiri yapıldı. Ayrıca Haremeyn’de bulunan fakir kimselerin ihtiyaçları karşılandı. Haremeyn Evkafının gelirleri 18. yüzyılda 1.300.000 kuruş, giderleri 1.250.000 kuruşa ulaştı. Bu kuruluşun Haremeyn Hazinesi adı verilen bütçesinin hesaplarını Haremeyn Muhasebeciliği, denetimini Haremeyn Müfettişliği yaptı. Gelir kaynaklarını Haremeyn Mukataacılığı işletti. Haremeyn Evkafının düzenli gelirleri dışında, saray mensuplarından mirascı bırakmadan ölenlerin mal varlığı Haremeyn Evkafına kalır, sivil ve asker vazifelilerin aylıklarının 25 liranın üstündeki tutarının yüzde 10’u Haremeyn İkramiyesi adıyla maliyece kesilerek hazineye aktarılırdı. 1826 senesinde Evkaf-ı Hümayun nezareti kurulunca Haremeyn Nezareti bu kuruluşa bağlanmaksızın idare edildi. 1834senesinde Haremeyn işleri için bir müdürlük kuruldu. Daha sonra bu vazife Haremeyn Evkafı Nezaretince yürütüldü. 1838’de Haremeyn Evkafı nezareti kaldırılarak, Haremeyn Evkafıyla ilgili hizmetler Evkaf Nezareti tarafından yürütüldü.

Osmanlılar zamanında Haremeyn’le ilgili vakıflar kurularak gelirleriyle Haremeyn’e hizmet götürüldüğü gibi, her yıl hac mevsiminde düzenlenen Surre Alaylarıyla devlet adamlarının ihsanları ve halkın hediyeleri Haremeyn’e gönderildi (Bkz. Surre Alayları). Bu ihsan ve hediyelerle Haremeyn’deki eserler tamir edildi, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları giderildi.

Ayrıca Mekke ve Medine’de vazife yapan ilmiye sınıfı mensuplarına veya diğer devlet vazifelilerine başka yerlerde çalışanlara göre daha yüksek derece veya payeler verildi.

Osmanlı Devletinin yıkılmasından sonra Suudoğullarının idaresine geçen Haremeyn’de çevre düzenlemesi ve genişletme bahanesiyle yapılan çalışmalar sırasında pekçok Osmanlı eseri yıkılmıştır. İngilizlerin geleneksel İslam ve Osmanlı düşmanlığı sebebiyle yaptıkları telkinler neticesinde, asırlar boyunca Haremeyn’de meydana getirilen Osmanlı eserleri tahrip edilerek yok edildiğinden bunlardan günümüze pek azı kalmıştır.


2-) Osmanlı sultanlarının herbirinin Haremeyn'e pekçok hizmetleri olmuştur. Bu sebeple onlar kendilerine Hakim-ül-haremeyn (Haremeyn'in hakimi) yerine Hadim-ül-haremeyn (Haremeyn'in hizmetçisi) denilmesini istemişlerdir. Yavuz Sultan Selim Han, Mısır'ı feth ettiği zaman hutbede kendi ismini Hakim-ül-haremeyn olarak okuyan hatibe itiraz ederek; "Biz Haremeyn'in (bu iki mübarek şehrin) hakimi olamayız. Ancak Hadim-ül-haremeyn yani Haremeyn'in hizmetçisi oluruz" dedi. Kabe'nin içini süpürmeye mahsus olan süpürgelerden birisi kendisine getirilince, süpürgeyi bir tac gibi kaldırarak başına koydu. Kendilerinden sonra gelen sultanların taclarına koydukları süpürge şeklindeki sorguç buradan gelmektedir. (İslam Tarihi Ansiklopedisi)

Ey bad-ı saba uğrarsa yolun semt-i Haremeyn'e

Benden selam söyle Resulüs Sekaleyn'e

(La Edri)


3-) Müslümanlarca kutsal sayılan Mekke ve Medine şehirleri.


4-) Bk. kutsal kentler


Sizde içinde "Haremeyn" geçen bir cümle paylaşın !


Son Aranan Kelimeler