Haricilik Ne Demek

1-)

Hz. Ali döneminde ortaya çıkan siyasi ve itikadi mezhep. Mezhebe Haricı"lik adının verilmesi konusunda çok çeşitli yorumlar yapılır. Mezhepler tarihçilerince en çok kabul gören yoruma göre, mezhep üyeleri, ümmetin başındaki hak imam olan Hz. Ali'ye karşı çıkarak itaattan ayrıldıkları için Havaric (Hariciler) olarak anılmış, mezheblerine de Haricilik adı verilmiştir. Kendi ifadelerine göre ise, Allah yolunda huruc etmelerinden dolayı hariciler adını almışlardır.

Hariciler başka adlar ve lakablarla da anılmış, tanınmışlardır. Sözgelimi Hz. Ali'nin ordusundan ayrıldıklarında ilk toplandıkları yer olan Harura'nın adına izafetle Haruriler (Haruriye); Allah'tan başka kimsenin hüküm verme yetkisine sahip olmadığı gerekçesiyle hakem olayına karşı çıktıkları için el-Muhakkime adıyla anılmışlardır. Kendilerinin ençok hoşlanarak kullandıkları isim ise Şürat'tır. Satın alıcı anlamındaki Şari'nin çoğulu olan Şürat'ı kendini Allah'a verenler, satanlar anlamında kullanıyorlardı. Hariciler iman sorununa yanlış bir usulle yaklaşarak bu konuda kimlerin kafir olduğunu tartıştılar. Hakem olayında hakemlik yapanları ve taraflarını kafir ilan ettiler. Cemel Vak'ası'na karışanları ve taraftarlarını lanetlediler. Adaletsiz hükümdara karşı isyanı bütün mü'minlere farı kabul ettiler. Büyük günahlar işleyen (mürtekibü'l-kebair) herkesi kafir ilan ettiler (el-Bağdadi, el-Fark beyne'l-Firak, s. 55).

Hariciler, Hz. Ali ile Şam valisi Muaviye arasında yapılan Sıffin savaşında, sorunun çözümü için tarafların birer hakem atamaları üzerine ortaya çıktılar. Onlara göre Allah'tan başka kimsenin herhangi bir konuda hüküm verme yetkisi yoktur. (la hukme illa lillah). Böyle bir yetkiyi kabul edenler kafir olurlar. Sorunu hakemler aracılığı ile çözmeyi kabul ettiği için Hz. Ali de kafir olmuştur. Kafir olduğuna inandıkları Hz. Ali'den ayrılmanın farz olduğu düşüncesiyle Hariciler, gizlice ordudan ayrılarak Harura'da toplandılar. Bu huruc (çıkış) hareketi ile İslam tarihindeki ilk siyasi parçalanma gerçekleşti. Harura'dan sonra Nehrevan'da üslenen bu grup, İslam tarihinin en katı, en savaşçıl partisini oluşturdu (Ahmet Emin, Duha'l-İslam, III, 5).

İşin ilginç yanı, Kur'an'ı mızraklarının ucuna takarak Hz. Ali ve ordusunu kitab'ın hükmüne çağıranlar, bunu düpedüz yenilgiden kurtulmak amacıyla bir hile olarak yapmışladı ve ilk başta buna aldanarak savaşı durdurması ve isteklerini kabul etmesi için Hz. Ali'yi zorlayanlar, hatta tehdit edenler, sonradan huruc edenlerle aynı insanlardı. Savaşı kendileri durdurmuş, Hz. Ali adına, onun hiç istemediği bir kişiyi hakem atamışlar, sonra da bütün bunlardan dolayı Hz. Ali ve ona uyanları kafir ilan ederek ayrılmışlardı. Bu durum, en bağnaz düşmanlarınca bile teslim edilen doğruluk ve samimiyetleri konusunda şüphe uyandırdıktan başka, hareketin kökeninde sadece inanç farkının yatmadığını da düşündürmektedir.

Mezhepler tarihçileri, Haricilerin ortaya çıkışını ünlü hakem olayına bağlamakla birlikte başka nedenlerin varlığından ve etkisinden de sözetmektedirler. Bunların en önemlileri şöyle özetlenebilir:

1. Haricilik hareketi, kurra diye bilinen son derece dindar ve bilgili bir kesimin öncülük ettiği bir düşünceyi temsil etmektedir. Bu kesim siyas"ı çalkantılardan ve toplumsal dengesizlikten rahatsız olmakta, İslam'ın ilk yıllarındaki ideal toplumun özlemini duymaktadırlar. Haricilik hareketi, bu idealist grubun özlemlerini gerçekleştirme girişimidir.

2. Hariciliğin ortaya çıkmasındaki önemli bir neden, merkezi yönetime karşı süregelen geleneksel direniş psikolojisidir. Buna, cahiliye döneminin zihin yapısını karakterize eden bireysel bağımsızlık eğiliminin de önemli bir etkisi olduğu eklenebilir.

3. Haricilik hareketinde, çeşitli Arap kabileleri arasında eskiden beri süregelen kavmiyet psikolojisi ile babadan oğula geçen savaş ruhu da önemli ölçüde kendisini göstermektedir.

4. Haricilerin ortaya çıkmalarına yol açan nedenlerden biri de, bu kişilerin aşırı Şii fırkalardan olan Sebeiyye ile olan bağlantılarıdır. Hz. Osman'ın şehid edilmesiyle sonuçlanan isyan hareketleri sebeiyye tarafından başlatılmış ve yürütülmüştü. Hariciler ve önderleri de bu hareketler içinde yeralmışlardı. Hariciler, Hz. Osman'ın şehid edilmesi sorumluluğuna katılıyorlar, hatta bununla övünüyorlardı. Haremlerin bir anlaşma sağlamaları durumunda hiç şüphesiz bundan en çok zarar görecekler Hariciler olacaklardı. bu riedenle Hz. Ali'yi terkederek bu yoldaki muhtemel bir gelişmenin etkilerinden kendilerini kurtarmak istemişlerdi.

Hz. Ali'den ayrılarak önce Harura'da, daha sonra Nehrevan'da toplanan ve Abdullah b. Vehb er-Rasibi el-Ezdi'yi kendilerine halife seçen Hariciler, kısa zamanda tam bir terör havası estirmeye başladılar. Görüşlerine katılmayan, önderlerini halife olarak tanımayan, Ali ve Osman'ı kafir ilan edip lanetlemeyen her müslümanı kafir sayıyor, acımasızca öldürüyorlardı. Başlangıçta sayıları on iki bin kadardı. Hz. Ali'nin çeşitli girişimleri sonucunda büyük bir bölümü isyandan vazgeçerek Ali saflarına katılmış, geride yalnız dört bin kişi kalmıştı. Bunların bütün uyarılara rağmen eylemlerini sürdürmeleri, Hz. Ali'nin ordusuyla üzerlerine gelmesine neden oldu. Nehrevan'da, Hz. Ali'nin ordusuyla Hariciler arasında yapılan savaş, güçler arasındaki dengesizlik nedeniyle Hariciler için tam bir felaketle sonuçlandı. Bazı rivayetler bu savaştan ancak sekiz-on Haricinin kurtulabildiğini belirtir. Bu büyük hezimetten sonra hayatta kalabilen Haricilerin her birinin başka bir yere kaçtıkları ve çok sayıda harici kollar oluşturdukları söylenir.

Nehrevan bozgunu Hariciler üzerinde silinmez bir etki bırakmış, onlar için Allah yolunda ölmenin, şehadetin bir simgesi haline gelmiştir. Bu olaydan sonra haricileri yönlendiren en önemli duygu, intikam duygusu olmuş ve bu, bir türlü tatmin edilememiştir. Hz. Ali bir Harici tarafından şehid edilmiş; Hariciler, Emeviler ve Abbasiler döneminde de sayısız isyan hareketiyle varlıklarını sürdürmüşlerdir (Taberi, Tarih, VI, 29 vd).

Haricilerin büyük çoğunluğunu bedevi çöl Arapları oluşturuyordu. Yaşama şartları ve biçimleri, çoğu yoksul olan bu insanları sertliğe, şiddete ve kabalığa sürüklemişti. Taşkın bir ruha, atılgan bir mizaca sahiptiler. İslam'a samimiyetle inanmışlardı ancak ufukları dar, düşünceleri yüzeyseldi. Onlar için hareket her zaman bilgiden önce geliyordu. Bu nedenle inançlarındaki samimiyet onları bağnazlığa, katılığa, hoşgörüsüzlüğe götürmüştü. Kendilerini bilgi değil, bir din haline getirdikleri slogan ve heyecanları yönlendiriyor, muhalif olma düşüncesi gerçeğe ulaşmalarını engelliyordu. Kur'an'ı çok okuyor, zahir anlamına sarılıyor, kendi anladıklarının dışında başka bir anlam tanımıyorlardı. Kendilerinin haklılık ve doğruluğundan öylesine emindiler ki, her an ölmeye, kendilerini feda etmeye hazırdılar. Hiçbir önemli neden olmadan tehlikelere atılmaktan sakınmıyorlardı. Kendileri gibi düşünmeyen bütün insanları kafir sayıyor, öldürülmeleri gerektiğine inanıyor ve bu yolda son derece acımasız davranıyorlardı. Başlangıçta tek bir slogan (la hukme illa lillah) etrafında toplanan Hariciler, Nehrevan olayından sonra çeşitli kişileri önder tanıyarak kollara ayrıldılar ve kendilerine özgü kimi inanç ve düşünce ilkeleri belirlediler. Bu kollar arasında, aynı kökten geldiklerinden şüpheye düşürecek kadar derin görüş ayrılıkları görülür. Muhalif tavırları ve savaşçılıkları bir yana, düşünce ve inanç açısından paylaştıkları görüşler son derece azdır. Mezhepler tarihçilerinden Ka'bi ve Şehristani'ye göre bütün Hariciler yalnızca şu üç noktada görüş birliği içindedirler.

1. Hz. Ali ve Hz. Osman'ı, hakemler Amr b. el-Âs ve Ebu Musa el-Eş'ari'yi, Cemel savaşına katılan Hz. Âişe, Talha ve Zubeyir'i hakemlerin hükmüne razı olan herkesi kafir kabul etmek.

2. Büyük günah işleyen kimseyi cehennemde ebedi olarak kalacak kafirlerden saymak.

3. Zalim devlet başkanına karşı isyanı farz kabul etmek. Bunlara göre ayrıca devtet başkanının Kureyş'ten olması gerekli değildir. Hür seçimle işbaşına gelmesi şartıyla herkes İmam olabilir. Hatta zulme saptığında görevden alınması daha kolay olacağı için İmam'ın Kureyş'ten olmaması daha iyidir. Seçimle başa geçirilen kişi doğru yoldan saparsa görevden alınması, hatta öldürülmesi farz olur.

Eş'ari ve Bağdadi'ye göre hariciler yukarıda sıralanan maddelerden yalnızca birinci ile üçürıcüde sözbirliği içindedirler. İsferayini ve Razi'ye göre ise, yalnız birinci ve ikinci maddede ittifak edebilmektedirler. Bu bilginlere göre Hariciler yalnız büyük günah işleyenleri değil, küçük günah işleyenleri, hatta bir hata yapanları bile kafir saymaktadırlar.

Muhakkime-i Ula da denilen ilk Haricilerden sonra Haricilik çok sayıda kola ayrıldı. Bunlar içinde en önemlileri, kendilerinden de birçok kollara aynlan Ezanka, Necadat, Sufriyye, Acaride, İbadiyye ve Şebibiye'dir.

Ezarika, Ebu Raşid Nafi b. el-Ezrak'ı İmam tanıyan Haricilerin oluşturduğu koldur. el-Ezrak, taraftarlarıyla birlikte 64/683 yılında Basra'da isyan etti, Ehvaz'da Basra valisinin kuvvetleriyle savaşırken öldürüldü (ö. 65/684). Ezarika'nın göruşleri şöyle özetlenebilir: Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Âişe, Hz. Talha, Hz. Zübeyir, Hz. Abdullah b. Abbas ve bunlarla birlikte hareket edenlerin tümü kafirdir ve cehenemde ebedi kalacaklardır. Savaşlarda kendilerine katılmayarak bir kenarda oturmayı seçenler de kafirdir. Hem bunlar, hem de kadın ve çocuklarının öldürülmesi mübahtır. Zina suçunun cezası kırbaçtır, recm uygulamak yanlıştır. Müşriklerin çocukları da babaları ile birlikte cehennemde ebedi olarak kalacaklardır. Takiyye hiçbir şekilde caiz değildir. Büyük günah işleyen kimse İslam'dan çıkmıştır. İmam'ın emrine itaat, emri ister haklı, ister haksız olsun, farzdır. İmamın emrine karşı gelen kafir olur ve öldürülmesi gerekir.

Necedat, Necde b. Âmir el-Hanefiyye'yi İmam tanıyan Haricilik koludur. Necde, Yemame'de isyan etti. Yemen, Hadramut ve Taif'i istila etti. Kendisi ve taraftarları Haccac tarafından öldürüldü (ö. 69/688). Necedat'a göre din iki bölümdür. Birincisi, Allah'ı, Peygamber'i, müslümanların (yani kendilerinin) kanlarının haram olduğunu ve Allah katından gelen şeylerin tümünü bilmektir. Bunları bilmek farzdır, bilmemek özür sayılmaz. İkincisi ise bu sayılanların dışında kalan hususlardır. İnsanlar, haram ve helal olan hususlarda kendilerine delil gösterilene kadar bilgisizliklerinden dolayı mazurdurlar. Kendileriyle anlaşma yapılan kişilerin kan ve malları helaldir. Küçük, zararsız bir yalan söyleyip bu yalanında ısrar eden kişi müşriktir. Buna karşılık zina eden, içki içen, hırsızlık yapan fakat bu hareketinde ısrar etmeyen kimse müşrik değildir. Can korkusu varsa takiyye caizdir. İnsanların başında bir imam'ın bulunması şart değildir.

Sufriyye Ziyad b. el-Asfar'a uyanların oluşturdukları koldur. Buna Ziya'diyye de denir. Sufriyye'ye göre kendileriyle birlikte isyan ettikleri halde savaşa katılmayanlar, inançları kendilerininkine uyuyorsa, tekfir edilmez. Zina eden recmedilir. Müşriklerin çocukları cehennemlik değildir. Takiyye, amelde değil, ancak sözde caizdir. Zina, içki ve iftira gibi dünyada cezayı gerektiren fiilleri işleyenlere kafir ya da müşrik denilemez. Fakat bu dünyada cezası olmayan namazı terk gibi büyük günahları işleyenler kafirdir. Birisi şeytana uymak, diğeri putlara tapınmak olmak üzere iki çeşit şirk vardır. Küfür de, birisi nimeti inkar, diğeri Allah'ı inkar olmak üzere iki çeşittir. Beraet de ikiye ayrılır; birisi, sünnet olan, haddi gerektiren fiilleri işleyenlerden uzaklaşmak; diğeri de farz olan ve Allah'ı inkar edenlerden uzaklaşmak.

Acaride, Abdulkerim b. Acred'e uyanların oluşturduğu Haricilik koludur. Kurucusu hakkında hemen hiçbir şey bilinmeyen bu kolun başlıca görüşleri şunlardır: Yusuf suresi Kur'an'dan değil, yalnızca bir kıssadır. Böyle bir aşk kıssasının Kur'an'da yer alması caiz değildir. Büyük günah işleyenler dinden çıkmışlardır. Savaşa katılmayanlar, aynı inancı paylaşıyorlarsa düşman sayılmazlar. Acaride kolu, kendi içinde Hazımiyye, Şu'aybiyye, Halfiyye, Ma'lumiyye, Mechuliyye, Saltıyye, Hamziyye ve Sa'lebiyye olmak üzere sekiz kola ayrıldı. Sa'lebiyye'den de Ma'bediyye, Ahnesiyye, Şeybaniyye, Ruşeydiyye, Mukremiyye adlarıyla anılan kollar sürdü.

İbadiye, Abdullah b. İbad tarafından kurulan Haricilik koludur. Günümüze kadar varlığını sürdüren tek Haricilik kolu budur. Haliç ülkelerinden Umman sultanlığı ve Zengibar'da resmi mezheb durumundadır. Bu kola göre kendi görüşlerini paylaşmayanlar kafirdir. Ama bunlarla evlilik ilişkisi kurulabilir, mirasları helaldir. Bu kimselerle savaşıldığı zaman ele geçirilen ganimetler helal, kalanları haramdır. Muhaliflerin şahitliği caizdir. Büyük günah işleyenler mü'min değildirler. Müşriklerin çocuklarını ne olacağım yalnız Allah bilir. İntikam amacıyla işkence caizdir. Nifak çıkaran kimse müşrik değildir. İbadiyye'nin Hafsıyye, Harisiyye ve Beyhesiyye adlarıyla anılan üç kolu vardır (bk. E. Ruhi Fığlalı, İbadiyenin Doğuşu ve Görüşleri, s. 53).

Şebibiyye, Şebib b. Yezid eş-Şeybani'ye uyanların oluşturduğu koldur. Abdulmelik b. Mervan zamanında huruç eden Şebib, Haccac ve Abdulmelik tarafından üzerine gönderilen yirmi ayrı askeri birliği bozguna uğrattı. Sonunda Kufe'yi bastı. Mescide giderek orada bulunanları öldürdü. Ancak sabahleyin toplanan Haccac'ın askerlerince kaçmak zorunda bırakıldı. Şebib, Duceyl (Küçük Dicle) ırmağı üzerindeki asma köprüden geçerken, Haccac'ın askerlerinin köprüden iplerini kesmesi üzerine ırmağa düşerek boğuldu. Şebib, kişisel isteklerinin yerine getirilmemesi üzerine isyan ettiği için düşünce ve inançları konusunda bilgi yoktur. Fakat kendisinin ve taraftarlarının Hariciliğin genel inançlarını benimsediği bilinmektedir.

Hariciler "Allah'ın vahyettiği ile hükmetleyenler kafirdirler" (el-Maide, 5/47) ayetini "La hukme illa lillah" (Allah'tan başka kimse hükmedici değildir) şeklinde formüle ediyorlardı. Akidelerini de masum mü'minleri kılıçlarıyla katlederek tatbike geçtiler ve öldürülünceye kadar öldürmeye doymadılar (el-Malati et-Tenbih, Neşr. İzzet el-Attar el-Hüseyni, s. 51).

Hariciler Allah'ın sıfatlarında teşbihe karşıdırlar. Kur'an'ın mahluk olduğunu, çünkü yalnızca Allah'ın Kadim olduğunu ifade ederler. İmamet hakkında imamların Kureyş'ten olmasına karşıdırlar. Son derece sert ve acımasız bir adalet görüşüne sahiptirler. Emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'lmünker ilkesini şiddet yoluyla müslümanlara tatbik etmişlerdir. Hariciler bu görüşleriyle Mu'tezile'ye tesir etmişlerdir.

Bazı görüşlerinde Kur'an ve Sünnet'e dayandıklarından ehl-i sünnet'e uygun görüşleri de vardır. Ancak ehl-i sünnet'le temel de ters düştükleri meseleler de vardır. Allah'ın hem dünyada hem ahirette görülemeyeceği, haktan ayrılan imamı azletmek için isyan etme, ehl-i kıbleyi tekfir, İslam'ın imandan olduğu, Kur'an'ın yaratılmış olması, Hz. Peygamber'in günahkarlara şefaatini red, büyük günah işleyenin ebedi cehennemde kalacağı gibi görüşleriyle ehl-i sünnet'e karşı çıkmışlardır.




Sizde içinde "Haricilik" geçen bir cümle paylaşın !


Son Aranan Kelimeler